Çimkent şehrinin güney kesiminde Badam ve Koşkar-Ata nehirleri arasında, yüksek bir yerde bulunur. Kronolojik dönemi: M.Ö II-I. yüzyıllar arasıdır.
Çimkent kelimesi (türkçe: çim - vadi, konut, kent, farsça: yerleşim, mekan) yeşil şehir anılamına gelmektedir. Çimkent bölgesinde, Saka kabileleri tarafından yapılan bronz oklar ile hançerler bulunmuştur. Saka torunları, Kanlılar M.Ö I. yüzyılda Seyhun’un ortalarında, çok güçlü bir Kangyu (Kanlı) memleketini kurmuşlardı. Çimkent civarında birkaç yerleşim alanı vardı.
Çimkent, yerleşim merkez olarak ilk defa Farsı tarihçisi Şerefeddin Ali Yezdi (1425) tarafından miladi 1365-1366'da, Timur'un askeri seferleri hakkında yazılan "Zafer Name" (Zafer Kitabı) adlı eserinde yer almaktadır. Günümüze kadar, birçok bilim adamı, şimdiki Çimkent şehri civarındaki yerleşimlerin, 11-12. yüzyıllarda kurulduğu fikrini öne sürüyorlar. Arkeolog Baurjan Baytanayev tarafından ele alınan arkeolojik kazı çalışmaları sırasında, Çimkent şehrinden 12. yüzyıla ait seramik eşyaları bulunmuş. Çimkent'in 2200 yaşında olduğu varsayımı bu eşyalar sebebiyledir. Ayrıca, tarihçi-bilim adamı, 629 yılında Orta Asya'yı seyahat eden Çinli keşiş, Sima-Tsian'ın yazılarını incelersek, Çimkent'in ortaçağdaki isminin Nedjiket (arapça "yeni şehir" anlamına) gelebileceği mümkündür.Bunu diğer tarihi veriler de doğrular. Örneğin, o zamanlar Ulu İpek Yolu boyundaki muhteşem şehirlerden biri İspidjab (Sayram) kapılarından birine Nedjiket deniliyordu. Daha sonra o, "Çimkent Kapısı" olarak adlandırılmış.
Moğol döneminden sonra Çimkent önemli bir şehir haline geldi. Onun kalıntıları eski kentin kalesi, şehir merkezinde iyi korunmuştur. Kalenin görünümü yay şeklinde yerden 25 metre yüksekliktedir. Kemerin boyutu 30-45 metre, köşelerinde kuleler bulunur, giriş kapısı güney tarafındaki duvardadır. Sibirya şubesinin tercümanı Philip Nazarov, Çimkent kalesini ziyaret etmiş: “... Badam nehri boyundaki (şehir) yüksek bir tepe üzerine kurulmuş ve etrafı yüksek bir duvarla çevrilidir. Şehre, nehir tarafından sadece bir at ile ulaşılabilecek dar yoldan girmekten başka şare yoktur. Su şehre duvarlara oyulmuş pencerelerden girer ve kentin içinde kazılmış kanalları doldurur, bazıları su değirmenleri ile donatılmıştır. Evler, yandırılmış tuğladan yapılmıştır ve penceresizdir. Nedense, evin içersi aydınlanması için her yerde kapılar açık bırakılırmış” deyerek bahsetmiş.
Kaynak: Kazakistan'ın Ülke Çapındaki Kutsal Objeleri. Nur-Sultan: Foliant, 2017,S. 381.
